11 Mart 2014 Salı

Evrim Mekanizmaları - 1: Evrim'i Tetikleyen Mekanizmalar Nelerdir?

Evrim Mekanizmaları - 1: Evrim'i Tetikleyen Mekanizmalar Nelerdir?


Merhaba arkadaşlar,

Evrim Ağacı ekibi olarak bu yazı dizimizde ele alacağımız konu olan evrim mekanizmaları, Evrim Kuramı'nı anlamak isteyen ve Evrimsel Biyoloji hakkında yorum yapabilmek isteyen herkesin son derece iyi; hatta kendi adından daha iyi bilmesi gereken kavramlar serisidir. Bu sebeple evrim üzerine etkiyen tüm mekanizmaları ayrıntılı bir şekide, bir yazı dizisi halinde, her yazıda bir mekanizmayı açıklayacak şekilde ve en anlaşılır dille anlatmaya çalışacağız. Bu yazımızda genel tanıtımları yapacağız, sonra sırasıyla mekanizmaları inceleyeceğiz. Eğer ki günlük yaşantınızda Evrim Kuramı, Evrimsel Biyoloji veya bunların diğer bilimler üzerindeki uygulamaları hakkında yorum yapıyorsanız veya daha sağlam/bilimsel temellere dayanarak yorum yapmak istiyorsanız, bu yazı dizimizi tüm ayrıntısıyla okumanızı ve özümsemenizi önemle tavsiye ediyoruz.

Ne yazık ki günümüzde bazı kaynakların bilinçli çarpıtmaları sonucu Milli Eğitim Bakanlığı müfredatında bile evrimin tek (veya ana) mekanizmasının mutasyonlar olduğu gibi bir yanılgı halka yerleştirilmeye çalışılmaktadır. Bunun sebebi çok açıktır: Mutasyon, az sonra ve gelecek yazılarımızda değineceğimiz gibi rastlantısallık faktörü (bir mekanizmanın ne kadar öngörülemez olduğunu belirten bir faktör) en yüksek olan mekanizmadır. Bu sebeple de, insanların akıllarında"Evrim mutasyon demektir." gibi bir imaj oluşursa, "Bakın, 'evrimciler' her şeyi rastgele olan olaylar dizisi veya tesadüf olarak görüyor!" şeklinde duygu sömürüsü ve manipülasyon yapabilmek kolaylaşacaktır. Ancak biz, bilim insanları olarak, bu yanlışlığa dur demek ve insanların akıllarındaki yanlış anlamaları, bilimsel kavramlar ve gerçeklerle düzeltmek niyetindeyiz. Bu bağlamda, tüm bu yazı dizisini okumadan önce bilmeniz gereken ilk nokta şudur: Evrim, sadece mutasyonlara bağlı değildir ve hatta mutasyonlar, evrimsel değişimlerin çok küçük bir yüzdesinden doğrudan sorumludurlar. Günümüzde Evrimsel Biyoloji dahilinde mutasyonlardan çok daha önemli, daha doğru tabiriyle çok daha işlevsel/etkili Evrim Mekanizmaları bulunur.

Şimdi, lafı fazla dolandırmadan, doğrudan anlatımımıza başlayalım:

Evrim Kuramı dahilinde, günümüze kadar tanımlanmış pek çok Evrim Mekanizması mevcuttur. Bunların sayısı kimi kaynaklarda 15'e kadar çıkabilmektedir. Ancak biz burada, sadece birkaçını göreceğiz; çünkü, ilk olarak bu mekanizmalardan bazılarının anlatılabilmesi için en azından Genel Biyoloji eğitimi alınmış olması gerekir (unutmayın, evrim bir "kahve tartışması konusu" değil, bir bilimdir) ve ikinci olarak, biz bazı mekanizmaları, bazı diğer mekanizmalarla birleştirerek veya onların birer alt başlığı olarak anlatarak elimizden geldiğince çok mekanizmayı sizlere sunmaya çalışacağız.

Devam etmeden önce şu soruya cevap vermeliyiz:


Evrim Mekanizmaları Ne Demektir?

Evrim Mekanizmaları, temel olarak, evrimin gerçekleşmesini tetikleyen ve/veya sağlayan bazı doğal olgular olarak tanımlanabilir. Tıpkı cisimlerin yere doğru hareket etmesi olayını sağlayan/tetikleyen olgunun cisimler arası kütleçekimi (veya daha isabetli tabiriyle, uzay-zamanın bükülmesi) olması gibi... Evrim Mekanizmaları, genel olarak, canlılar üzerinde sürekli veya aralıklarla etkiyen doğa yasalarıdır. Bu fenomenlerin etkisi altında, daha önceTürleşme yazı dizimizde açıkladığımız yöntemlerle biyolojik türleşme meydana gelir ve yine orada verdiğimiz tanımlar dahilinde evrim gerçekleşir. 

Bu noktada yeri gelmişken, yazıya devam etmeden, mekanizmaların temel olarak iki açıdan incelenebileceğini söylemekte fayda vardır: Seçici/Eleyici Mekanizmalar ile Çeşitlilik Mekanizmaları. Yani anlatacağımız mekanizmalardan bir kısmı canlıları "seçer" (Richard Dawkins'in deyimiyle "kayırır") ya da "eler"ken, bir takım mekanizmanın etkisi altında seçilim gerçekleşmez ancak popülasyon içerisindeki çeşitlilik miktarında değişim (artış veya azalış) olur. Örneğin mutasyonlar ikinci kategorideki mekanizmalardandır. Dolayısıyla teknik olarak doğrudan evrimin kendisi asla olamazlar. Ancak elbette evrimsel sürecin işlemesinde, diğer mekanizmalar gibi, önemli rolleri vardır.

Bizim bu yazı dizisinde işleyeceğimiz Evrim Mekanizmaları arasında şunları sayabiliriz: Doğal Seçilim, Yapay Seçilim, Cinsel Seçilim, Akraba Seçilimi, Gen Akışı (Göç), Genetik Sürüklenme, Mutasyonlar, Crossing-Over, Transpozonlar, Plazmidler, Yatay Gen Transferi ve Virüsler.

Bunların haricinde ikincil (minör) mekanizmalardan (yukarıda değindiğimiz ve bazı kaynaklarca Evrim Mekanizmaları içerisinde sayılan olgulardan) da bahsedilebilir: Gen Düzenlemeleri, Alternatif Birleşme (Alternative Splicing), Epigenetik, Endosimbiyotik Gen Transferi, Rekombinasyon, vb. Biz bu yazı dizimizde, ağırlıklı olarak temel mekanizmalar olmak üzere, bunların hemen hepsinden bahsedeceğiz.

Mekanizmaları kafanızda daha rahat oturtabilmeniz adına: Doğal Seçilim, Yapay Seçilim, Cinsel Seçilim ve Akraba Seçilimi, Evrim'in Seçici/Eleyici Mekanizmaları arasında yer almaktadır. Gen Akışı ve Mutasyonlar, bizim Çeşitlilik Mekanizmaları olarak tanımlayacağımız grupta yer alır. Genetik Sürüklenme ise, duruma göre ikisine de dahil edilmekle birlikte, bir nevi Çeşitlilik Mekanizması sayılabilir. Bu kavramlara çok takılmaya gerek yok elbette, önemli olan ne olduklarını özümseyebilmektir.

Şimdi, bu temel mekanizmalara genel bir bakış atmakta ve en azından genel hatlarıyla ne olduklarını anlamakta fayda var:


1) Doğal Seçilim

Doğal Seçilim, belki de herkesin artık ezbere bildiği ve muhtemelen de canlılar üzerinde en vahşi ve ciddi biçimde etkiyen mekanizmadır. Yine de, genellikle günlük kullanıma en çok yerleşmiş veya en iyi bildiğimizi düşündüğümüz kavramlarda en ciddi eksiklerimiz olabileceği düşünülürse, bu konuyu bilimsel bir biçimde okumakta fayda vardır.Doğal Seçilim, bir popülasyon dahilindeki genetik ve fenotipik varyasyon (çeşitlilik) içerisinde, yaşanılan ortama (habitata) en çok uyum sağlayabilme potansiyeline sahip canlıların potansiyel olarak var olması ve bunların, değişen ortam koşulları dahilinde aktif olarak bu ortamlara uyum sağlamaları sonucunda, fenotipik yapısından dolayı habitata uyum sağlayamayanlara göre yaşam mücadelesinde daha başarılı olabilmeleri ve bunun sonucunda daha fazla ve kolay üreyerek kendilerindeki göreceli "avantaj" sağlayan genleri yavrularına aktarma şanslarını arttırmalarına bağlı olarak popülasyonların sürekli olarak daha uyum sağlayan bireylerin bulunduğu bir yapıya doğru evrimleşmesini sağlayan mekanizmadır. Bu karmaşık cümleyi, basite indirgersekDoğada, yaşadıkları ortama en uyum sağlamışların hayatta kalmaları ve üremeleri sonucu kendilerindeki avantajlı genleri yavrularına aktarabilmelerine Doğal Seçilim denir. Bu mekanizma sayesinde, aynı doğada, aynı ortama uyum sağlayamamışlar ölürler veya üreyemezler. Bunun sonucunda da "elenmiş" olurlar.


Doğal seçilimin en tipik örneklerinden biri kelebeklerin veya güvelerin renkleri üzerinde oluşan doğal seçilim baskısı sonucunda farklılaşmalarıdır. Evrim düşmanlarının bildiğinin aksine, bu değişim sadece Sanayi Devrimi'nde değil, sonradan yapılan deney ve gözlemlerle de doğrulanmış ve bir türden farklı alt türler ve türlerin evrimleşebileceği gösterilmiştir.


Burada çok önemli bir nokta vardır: Bilimde, doğal seçilim fenotipe etkir şeklinde açıklanan bir ilke... Ancak öncelikle şunu anlamak gerekir: Bildiğiniz üzere her canlı, anne ve babasından birer set gen alır (toplamda bir çift gen setine sahip olur) ve bu genler ona tüm fenotipik özelliklerini ve çok daha fazlasını verir. Yani gelişim sırasında ve sonucunda, genetik olarak aldığı ve belki de mutasyonlara uğrayan, değişimler geçiren gen seti, canlının fenotipini (fiziksel görünüşünü) meydana getirir. Doğal Seçilim, genlerle doğrudan ilgilenmez, ilgilenemez de... Zaten Doğal Seçilim, bir doğa yasasıdır; dolayısıyla "ilgilenmek", burada metafor olarak kullanılmıştır; normalde Doğal Seçilim, bir özelliği bilerek, isteyerek, bilinçli olarak "seçmez". Doğal Seçilim Yasası dahilinde, bu genler tarafından belirlenen çeşitli fenotipler (genel olarak, tüm fiziksel özellikleriyle birlikte canlılar), yaşam ve üreme mücadelesi verirler. Bu mücadelede, bünyesinde bulunduğu canlıyı en başarılı kılan genler, Doğal Seçilim'in fenotiplere göre "eleme yapması" sebebiyle bir nevi dolaylı yoldan seçilirler. Bu canlılar, daha başarılı olduklarından daha fazla üreyebilirler ve bu sayede bu avantajlı genler kalıtılabilir. Burada bir diğer önemli nokta şudur: bu süreçte meydana gelen ve genetik olmayan; ancak canlının fenotipini etkileyen modifikasyonlar da Doğal Seçilim karşısında canlının başarısını etkileyebilir. Elbette ki bu modifikasyonların sonuçları yavrulara aktarılmaz; ancak bireysel başarı (fitness) üzerinde etkisi olduğu açıktır, buna yazı dizimizde yeri geldiğinde değineceğiz.

Bu anlatımın biraz kafa karıştırıcı olduğunun farkındayız, çünkü hep basite indirgenen bu mekanizma, esasında sanıldığından daha karmaşıktır. Anlaması kolaydır, ancak analizi için kapsamlı bilgiler gerekir. Genellikle hep "en güçlünün/uyumlunun hayatta kalması" cümlesine indirgenen Doğal Seçilim, aslında farklı tiplere ve türlere sahiptir. Basitçe, söylendiği gibi, sahip olduğu genlerinden ötürü bulunduğu ortama en uyumluların hayatta kalıp, diğerlerini ölmesi ve genleriyle birlikte elenmesidir. Başarılı olanlar üreme şansı bulacak ve kendilerini başarılı kılan genleri gelecek nesillere aktaracaktırlar.



Sol alt köşedeki ata türden, diğer tüm türler evrimleşmiştir. Bu seçilim, gaganın tipine ve dolayısıyla besin bulma başarısına göre gerçekleşmiştir. Atanın düz gagası, her bireyde aynı olmadığından (bazıları birazcık kıvrımlı, bazıları birazcık iri, vs.), bu tipler üzerinde, bulunulan ortama göre seçilim meydana gelmiş ve diğer türler, nesiller sonunda evrimleşmiştir.


Sonuç olarak, nesillerce etkiyen Doğal Seçilim sayesinde ve daha önce anlattığımız Türleşme biçimleri etkisinde Evrim gerçekleşir.



2) Yapay Seçilim

Yapay Seçilim, aslında belki de Doğal Seçilim'den önce ele alınmalıdır; çünkü günümüzde insanlar (özellikle de çiftçiler, besi hayvancılığıyla, saf kan hayvan üretimiyle, vs. uğraşanlar), aktif olarak Yapay Seçilim'i kullanmaktadırlar ve bu yüzden sonuçlarına aşinadırlar. Charles Robert Darwin de, şaheser niteliğindeki kitabı Türlerin Kökeni'nde, konuya Yapay Seçilim ile girer; çünkü onun zamanında bilim kitlesinin çok ciddi bir kısmı bitki ve hayvanlarda, özellikle de kuşlarda Yapay Seçilim'i uygulamakta ancak uyguladıkları fenomenin etkilerini tam olarak bilmemekte ya da umursamamaktaydı. Onlar için, sonuçların istedikleri gibi olması yeterliydi. Üstelik Darwin, Doğal Seçilim'i o zamana kadar bu kadar ayrıntılı anlatacak ve bir yasa şeklinde ortaya koyacak ilk kişi olacağı göz önüne alındığında neden kitabına bu şekilde başladığını anlamak gayet kolay olacaktır. Günümüzde ise herkesin Doğal Seçilim'in üç aşağı beş yukarı ne demek istediğini bildiği düşünüldüğünde, sıranın pek de önemli olmadığı anlaşılabilecektir. Zaten artık biliyoruz ki, bu mekanizmaların hiçbirini diğerlerinden ayırmak mümkün değildir, bu yasalar, canlılar üzerinde bir bütün olarak işlerler ve canlıların değişimini, yani evrimini sağlarlar.

Normalde doğada bu tür inekler bulunmamaktadır ve asla da bulunmamıştır. Fotoğraftaki Belçika Mavi İneği, bildiğimiz evcil ineklerin kas dağılımı, süt kapasitesi, vb. özelliklerine göre sürekli olarak bir yönde seçilmesiyle evrimleştirilmiştir. Yapay seçilim, evrimin en hızlı gözlenebildiği mekanizmadır.


Yapay Seçilim, temel olarak bir canlının, bir başka canlıyı, belirli ve çıkarları/istekleri dahilindeki bir özelliğinden ötürü sürekli "kayırarak" ve aynı popülasyon dahilindeki bazı bireylerin zayıf özelliklerinden dolayı üremesine engel olarak, doğada meydana gelen seçilimi, yapay yollarla tekrar etmesidir. Yani Yapay Seçilim, yapay olarak gerçekleşen bir seçilim türüdür. Bunun en güzel örneği, köpeklerdir. İnsanoğlu, kendi istekleri ve emelleri doğrultusunda, belirli özellikteki vahşi kurtların (uysallık, güçlülük, sevimlilik, vs.) kendi aralarında çiftleşmelerine izin vermiş ve istediği özellikleri taşımayanların üremesine engel olmuştur. Bu sayede insan türü, kurtlar üzerinde yönlü bir seçilim uygulamıştır. Günümüzdeki tüm köpekler, kurtların bu şekilde yapay seçilim aracılığıyla türleştirilmesi sonucu oluşmuştur. Konuya, yeri geldiğinde ayrıntısıyla değineceğiz.



3) Cinsel Seçilim (Rastgele Olmayan Çiftleşme)

Doğada, pek çoğumuzun bildiği üzere, cinsel çift-biçimli (sexual dimorphism) olan canlıların hemen hemen tamamında çok ciddi bir cinsel seçilim vardır. Yani dişiler erkekleri, erkekler de dişileri belirli özellikleri dahilinde seçmektedirler. Örneğin kuşlarda, güzel ötüş, parlak renkler, en güzel yuva yapmak gibi özellikler seçici olmaktayken; insan türünde zeka, çalışkanlık, iyi huyluluk gibi faktörler seçim sebebi olabilmektedir.

Tavuskuşları, cinsel seçilimin en tipik örnekleridir. Darwin, Doğal Seçilim ile Yapay Seçilim'i tamamen anladıktan sonra, Cinsel Seçilim'e odaklanmıştır. Ancak bir süre cinselliğin türler için önemini, daha doğrusu evrimsel anlamını anlayamamıştır (genetiğin bilinmiyor oluşu da bunda çok etkilidir). Dolayısıyla tavuskuşlarının Doğal Seçilim'e aykırı gözüken kuyrukları onu uzun süre rahatsız etmiştir. Ancak sonradan, gerçeği anlamış ve evrimin yeni bir mekanizmasını ilan etmiştir.


Bu noktada unutulmaması gereken en önemli nokta, şahsi yaşam amaçlarınız ne olursa olsun (müzik, kitap, sanat, eğlence, özgürlük, din, vb.), biyolojik ve dolayısıyla bilimsel olarak esas olan iki temel yaşam amacınız olduğudur: Hayatta kalmak ve üremek. Bunlardan doğrudan doğruya ikincisini etkileyen Cinsel Seçilim, Evrim'in işlerliğindeki en önemli unsurlardan biridir (yaşam amaçlarımızdan "hayatta kalmak" olgusunu ise Doğal Seçilim etkiler, bu sebeple bu iki seçilim tipi birbirine hep yakın olarak anılırlar).



4) Gen Akışı (Göçler)

Evrim'i tetikleyen en önemli mekanizmalardan biri, popülasyonlar arası gen akışıdır. Çünkü bu, sürekli bir çeşitlilik sağlar ve Doğal Seçilim ile Cinsel Seçilim'in işleyebilmesi için malzeme yaratır. Gen akışı, temel olarak, henüz aralarında türleşme gerçekleşmemiş, yani aynı türlere mensup ancak normal olarak birlikte yaşamayan bireylerin, yaşam alanlarının birbirine yakın olmasından ötürü birbirleriyle üremeleri, birbirlerinin alanlarına geçmeleridir. Öte yandan, bir popülasyona ait bireylerin, popülasyonu çeşitli sebeplerden dolayı terk ederek ya da popülasyondan zorunlu olarak ayrılarak gitmesi de gen akışı kapsamında incelenebilir. Bir durumda, daha önceden popülasyonda bulunmayan genler popülasyona girebilirken, diğer durumda popülasyon içerisinde var olan genlerden bir kısmı, bireylerle birlikte popülasyonu terk etmektedir. Bu da çeşitliliği etkilemektedir.
Bir popülasyondan diğerine göç yoluyla akan genler, başlangıçtaki popülasyonun genetik havuzunu değiştirecek, dolayısıyla evrime malzeme sağlayacaktır.



5) Genetik Sürüklenme

Genetik Sürüklenme, belirli özellikleri temsil eden genlerin (alellerin) frekanslarının, rastlantısal olarak değişmesi demektir. Genetik Sürüklenme sayesinde bir popülasyondaki belirli genler tamamen yok olabileceği gibi, tamamen avantajlı konuma gelerek baskın ve sık frekanslı hale de gelebilirler. Mutasyonlar bir yana, evrim üzerindeki şans faktörlerinin tamamının toplamına Genetik Sürüklenme demek mümkün olabilir. 
Her ne kadar insanlar inatla hayatta şans faktörünün olmadığını iddia etseler de, mantıklı herkes bunun hatalı olduğunu görecektir. Hayatta ve evrende şans, çok önemli bir faktördür ve bireylerin, türlerin, toplumların geleceğini doğrudan etkileyebilir. İşte bunun evrimsel biyoloji ile ilişkisine Genetik Sürüklenme denebilir.

Bir popülasyon normal biçimde yaşarken, bir dış unsur onların bir kısmını eleyebilir veya herhangi bir şekilde etkileyebilir. Örneğin yukarıda, bir böcek popülasyonunun bir kısmının ölümüne neden olan bir etkeni görüyoruz. Ancak o etkenin, tam olarak hangi bireyleri yok edeceği kimi zaman tamamen şansa bağlı olabilir (örneğin bir dozer bir ormanın içerisinde giderken rastgele birçok canlıyı öldürür). Bu dış etkenler, türün içerisindeki genetik dağılımı rastgele değiştirebilir ve öncekinden farklı bir evrimsel patikanın yolunu açabilir.


Genetik Sürüklenme, en çok dar popülasyonlar üzerinde etkilidir ve daha önceden Allopatrik ve Peripatrik Türleşme'de açıkladığımız gibi, sürüden ayrılan ya da zorla bölünen ufak grupların üzerindeki türleşme etkisini açıklayan fenomendir.

Bu konu, anlaşılması güç olmakla birlikte, düzgün modellendiğinde son derece kolay bir şekilde anlaşılabilir.



6) Mutasyon

Daha önce de bahsettiğimiz gibi, mutasyonlar, Evrim Mekanizmaları arasında en meşhur olanıdır. Etrafımızda, sürekli olarak radyoaktif dalgalar bulunmaktadır ve bunlar sürekli olarak hücrelerimize nüfuz ederek genetik materyalimiz ve diğer tüm atomlarımız üzerinde etkide bulunmaktadır (DNA'nın da sıradan bir atomlar topluluğu olduğunu unutmayın). Temel olarak bir mutasyon; radyoaktif ışınımlar, mutajenler veya DNA'nın normal işleyişi sırasındaki işlevsel hataların etkisi altında bir molekülün veya atomun elektronik yapısının değişmesiyle, kimyasal özelliklerinin değişmesi ve bunun sonucunda bağ kurduğu atomların cinslerinin farklılaşmasıdır. Dolayısıyla, örneğin, normal olarak bir A molekülüne B, C ve D molekülleri tutunabilirken, örneğin radyoaktif ışınım etkisi sonucunda A molekülünün kimyasal yapısı değişebilir ve bunun sonucunda oluşan yeni molekül B, C, X, Y ve Z gibi yepyeni moleküllere de tutunabilmeye başlar. Kimi durumda ise molekülün yapısı değişmese bile, genetik dizilimin sıralanışı yeri geldiğinde açıklayacağımız sebeplerle ve yöntemlerle değişebilir. Bunların tümüne mutasyon denir.

Mutasyonlar neredeyse her zaman öngörülemez, rastgele genetik değişimlerdir. Bu değişimlerin neredeyse hiçbiri doğrudan bir değişime neden olmaz ve nötrdür. Dolayısıyla bu değişime neden olmayan, birden fazla mutasyon bir araya gelerek, genlerde kademeli bir değişime neden olabilirler. Bu sebeple, "X-Men" tarzı bir ani mutasyon fikri gerçek dışıdır. Mutasyonların ani etkili olanları da vardır ve bunların çoğu zararlıdır. Ancak mutasyonlar, genel olarak bakılacaksa, zararsız ve etkisiz, uzun vadede seçilim sayesinde avantajlar sağlayabilecek genetik değişimlerdir. 


Mutasyonların rastlantısallığının temelinde yatan noktalardan biri, radyoaktif ışınımların geliş açı ve şiddetlerinin tamamen rastlantısal olmasıdır. Siz şu anda evinizde oturup, bilgisayarda veya dergiden bu yazıyı okurken, etrafınızdaki elektronik aletlerden rastlantısal bir şekilde radyasyon yayılmaktadır ve bedeninize her açıdan girmektedir. Bunlardan hangisinin genetik değişim yaratıp yaratmayacağı ise tesadüfidir. Benzer şekilde, aynen otururken, sadece bilgisayardan değil, uzaydan da sürekli olarak radyasyon gelmekte ve genetik yapınız üzerine etkili olabilmektedir (ancak olmak zorunda değildir). Sürekli olarak alınan radyasyon, bedende, rastgele bazı moleküllerde, rastlantısal değişimlere sebep olur.

İstatistiki olarak, her gün vücudunuzdaki farklı hücrelerin, farklı genetik materyallerinde 1 milyondan fazla mutasyon meydana gelir. Ancak bunların büyük bir kısmı DNA'daki tamir mekanizmalarıyla tamir edilir, bir kısmı da somatik hücrelerde (üreme hücreleri haricindeki tüm hücreler) meydana geldiğinden Evrim açısından bir anlam ifade etmez. Ancak üreme hücrelerinde ve zigotik ile embriyonik dönemde meydana gelen mutasyonlar, Evrim açısından çok ciddi varyasyonlar (çeşitlilik) yaratır. İşte mutasyonların Evrim üzerindeki tek etkisi budur ve abartılacak bir tarafı da yoktur (özellikle de Doğal Seçilim ve Cinsel Seçilim gibi kat be kat önemli ve işlevsel açıdan etkin mekanizmalar mevcutken).



7) İkincil (Minör) Mekanizmalar

İlgili yazımızda da değineceğimiz gibi, ne yazık ki günümüzde insanlar yanlış yönlendirmeler ve bilimi bilim insanlarından öğrenmek yerine çarpık kaynaklardan öğrenmeyi yeğleyen insanlar yüzünden evrim dahilinde, daha doğrusu doğada, tür içerisinde çeşitlilik sağlayan tek mekanizmanın mutasyonlar olduğu sanılmaktadır. Bu gerçekten çok ciddi bir yanılgı ve Evrim'in anlaşılmasının önündeki en büyük engellerden biridir. Çünkü buna bağlı olarak, mutasyonların rastlantısal olmasından ötürü, Evrim'in de rastlantısal olması gerektiğine dair bir yanılgı oluşmaktadır. Ne var ki doğada çeşitliliği sağlayan ve seçici Evrim Mekanizmaları'nın bu çeşitlilik arasında eleme yaptığı pek çok ikincil mekanizma vardır. Bu mekanizmalar, sürekli olarak popülasyonlar içerisinde genetik değişimler yaratmakta, bu değişimlerin fenotip üzerinde etkileri ise doğa karşısında Evrim sınavına tabi tutulmaktadır. Başarılı olanlar yavrularına bu modifiye edilmiş genleri aktarabilmekte, başarısız olanlar ise elenmektedir.

Biz, yazı dizimiz içerisinde bu mekanizmaların da özelliklerine ve Evrim için önemine değinerek, sizlerin de muhtemelen sandığı gibi mutasyonların Evrim'in tek materyal üretici mekanizması olmadığını göstereceğiz. 

---

Bu yazımızda, temel Evrim Mekanizmaları'na genel ve yüzeysel açıklamalar getirdik. Önümüzdeki yazılarda, tek tek bunları izah ederek ayrıntısına gireceğiz ve bu sayede, Evrim'in nasıl işlediğini öğrenmemiz son derece kolaylaşacaktır diye düşünüyoruz.

YAZI evrimagaci.org SİTESİNDEN ALINMIŞTIR. HİÇBİR HAK TALEBİMİZ YOKTUR VE SADECE KAMU YARARI ADINA BU PAYLAŞIMI SİZLERE SUNUYORUZ. 

5 Mart 2014 Çarşamba

BBC HD Wonders of Life (Yaşamın Harikaları) Tüm Bölümler 720p Türkçe Altyazılı


     BBC tarafından yapılan Wonders of Life (Yaşamın Harikaları) belgesel serisi bize en merak edilen soruların cevabını sunuyor. Canlı ile cansızı birbirinden ayıran nedir ? Duyu organlarımız nasıl gelişti ? Gezegenimizi gelecekte neler bekliyor ? Bizi biz yapan nedir ? Bu gibi sorulara cevap veren belgesel serisinin sunuculuğunu ünlü Profesör Brian Cox üstlenmiş durumda. Brian Cox' un harika yorumuyla Dünya' yı daha iyi anlıyor ve bilinmeyeni keşfe çıkıyoruz.

Dil Seçeneği: Türkçe Altyazılı
Sunan kişi: Professor Brian Cox
Yapım Yılı: 2013
Toplam Süre: 300 dk (Beş bölüm)

Beş bölümden oluşan bu belgesel serisini HD kalite ile aşağıdaki bağlantılar üzerinden izleyebilirsiniz.

1. Bölüm: Wonders Of Life - What is life ? (Yaşamın Harikaları - Hayat nedir ?)

2. Bölüm: Wonders Of Life - Expanding Universe (Yaşamın Harikaları - Genişleyen Evren)


3. Bölüm: Wonders Of Life - Endless Forms Most Beautiful (Yaşamın Harikaları - En Güzel Sonsuz Formlar)

4. Bölüm: Wonders Of Life - Size Matters (Yaşamın Harikaları - Boyut Önemlidir)


5. Bölüm: Wonders Of Life - Home (Yaşamın Harikaları - Yuva)


İyi seyirler.

27 Şubat 2014 Perşembe

YANLIŞ BİLGİLERİN DÜNYASI - KARA DELİKLER


     YANLIŞ BİLGİLERİN DÜNYASI - KARA DELİKLER

     Çoğu kişi tarafından kara deliklerin yanlış anlaşılmasına sebep olan bir hatayı düzeltmek lazım. Kara delikler ile ilgili olarak enerjiyi yok ettikleri konusu bir yanlış anlaşılmadır. Bilindiği gibi karadelikler radyasyon yaymaktadırlar. Ve Stephen Hawking' in öne sürdüğü şekilde kara deliklerin yaydığı radyasyon emdikleri enerji ile (ışık, ısı, radyasyon) orantı göstermektedir. Örnek verecek olursak bir kara delik bir yıldızı içine çektiğinde yaydığı radyasyonda artış görülmektedir. Tüm söylenenler teori bazında olsa da bizim bildiğimiz kara delik kavramı yanlıştır. Çünkü; kara delikler yıllar boyunca fizik tarafından ışığın kaçamadığı yok edici bir oluşum tanımlamasına maruz kalmışlardır. Fakat bu tanım yanlıştır. Işık bir süre koşu bandıydaymışçasına kara delikten kurtulmaya uğraştıktan sonra radyasyon olarak enerjisi kara delikten dışarıya salınır. Hatta  Stephen Hawking bu konuda akla çok iyi yatan bir örnek vermiş. Kara deliklerin bu durumunun tıpkı yağmura benzediğini söylemiş. Hepimizin bildiği üzere buharlaşan sular bulutlarda bir müddet muhafaza edildikten sonra yağmur olarak geri dönüyorlar. Günümüzde yağmuru açıklayamıyor olsaydık (tıpkı kara deliklerin yaydığı tutarsız radyasyon gibi) büyük ihtimalle buharlaşan suların yok olduğunu, yağan yağmurlarında sürekli olarak bulutlardan geldiğini düşünürdük. Kısacası kara delikler ışığı ve diğer enerji biçimlerini yok etmemektedirler. Sadece biçim değiştirmelerine sebep olmaktadırlar. En azından şu an ki teknolojimizle bu kadarını açıklayabiliyoruz.
Kaynakça:  1- http://en.wikipedia.org/wiki/String_theory
                    2- http://news.nationalgeographic.com/news/2014/01/140127-black-hole-stephen-hawking-firewall-space-astronomy/
                    3- http://en.wikipedia.org/wiki/Hawking_radiation

23 Şubat 2014 Pazar

Bilimin Güzel Şarkısı

     3 dakikalık bilim insanlarının sözlerinden derlenmiş harika bir melodi. Dinlemenizi öneririm. Videonun asıl sahibi http://symphonyofscience.com sitesidir. Türkçe altyazı ekleyerek videoyu bizlere ulaştıran Neo FreeSelf isimli youtube kanalına (http://www.youtube.com/user/NeoFreeSelf) teşekkürlerimizi sunuyoruz. Böyle bilim kanallarına çok ihtiyacımız var.

16 Şubat 2014 Pazar

Yaşlanma ve Ölümsüzlük (Bölüm 3 - Nihai Son)


          Yaşlanma ve Ölümsüzlük (Bölüm 3 – Nihai Son)

               Önceki yazılarda stres ve beslenme konularına değindik. Elimden geldiğince bilgi
vermeye çalıştım. Beş bölümden oluşmasını planladığım yazı dizisini üçüncü bölümde sonlandırmak zorundayım. Her ne kadar en önemli konulara değinmiş olduğumu düşünsemde kimse tarafından okunmayan bu yazıları uzatmanın pek bir anlamı yok. Elbette yazıların bir yere gittiği de yok. Kim bilir, belki de zaman içerisinde birçok kişi tarafından okunmuş olan yazılar haline gelirler. O güne kadar bu yazı, konuya ait son yazı olacak. İnsan türü olarak Dünya gezegeninin üyeleriyiz. Evlerimizde, çelik kapıların ve sağlam camların arkasında güvende olduğumuzu düşünmek gibi bir yanılgıya sahibiz. Evren içinde gerçekten güvende miyiz diye sormanın zamanı geldi. Ne kadar yaşayabileceğimizi belirleyen ana etmen gerçekten genlerimiz mi ? Evren bizim için ne ifade etmeli ? Bu sorulara cevap aramanın sırası geldi.

          Dost mu, düşman mı ?

               Bulutsuz bir gece de hiç dikkatli bir şekilde gökyüzüne baktınız mı ? Evrenin nasıl bir yer olduğunu ciddi bir şekilde düşündünüz mü ? Bir örnek ile evrenin devasa büyüklüğünü anlamaya çalışalım. Dünya' yı bir karınca olarak düşünürsek, evreni Dünya olarak düşünmemiz gerekir. Gerçek sayılardan yola çıkacak olursak günümüzde sadece Samanyolu Galaksisi' nde Dünya büyüklüğünde en az 17 milyar gezegen olduğu düşünülüyor. Gözlemlenebilir evrenimizde ise Samanyolu Galaksisi gibi 100 milyardan fazla galaksi olabileceği varsayılmakta. Kendimizi Dünya yerine insan olarak düşündüğümüzde ise ne kadar önemsiz olduğumuzu daha net bir şekilde anlayabiliyoruz. Dünya' nın, Güneş Sistemi üzerinde ki özel konumu sayesinde hayattayız. Fakat bu özel konum bile hayatta kalabilmemiz için yeterli değil. Evren tehlikelerle dolu, devasa bir yer. Gezegenimiz bu tehlikeli okyanusta başıboş bir şekilde gezmekte. En çok güvende olduğumuzu hissettiğimiz anda bile aslında güvende değiliz. Hiçbir zaman olmadık ve büyük ihtimalle hiçbir zaman olmayacağız da. Şu ana kadar çok şanslıydık. Belki de geçen akşam sıcak yatağınızın içinde huzurlu bir şekilde uyurken Dünya' nın yakınından devasa bir kuyruklu yıldız geçmiş olabilir. Eğer o kuyruklu yıldız Dünya' dan milyonlarca kilometre uzaktayken başka bir gezegenin çekim gücünün etkisiyle ufak bir yön değişikliğine uğramış olsaydı Dünya üzerindeki yaşam tam anlamıyla yok olurdu. Olumlu yada olumsuz senaryoların sınırsız olduğunu bu örnekle bile görebiliyoruz. Güneş Sistemi, Samanyolu Galaksisi' nin içerisinde , Samanyolu Galaksisi de evren içerisinde hareket halinde. Olabilecekler gerçekten sınırsız. Bugün, çoğu kötü senaryo karşısında elimiz kolumuz bağlı. Yapabileceklerimiz gerçekten çok sınırlı. Fakat bunu değiştirmek bizim elimizde. Bilim ve teknoloji alanında yeterince ilerleyebilirsek belki de bir fark yaratabiliriz. Hayatlarımızın kontrolünü doğanın akışına bırakmak yerine ellerimizde tutmanın vakti gelmedi mi ? Bu tehlikeli okyanusta süzülen minik gezegenimizin bile bize karşı sayısız tehlikesi mevcut. Hastalıklar, doğal felaketler ve tüm bunların yanında kendi kendimize verdiğimiz zararlar. Pamuk ipliğine bağlı olan yaşamlarımızı korumak ve sahiplenmek istiyorsak çaba göstermek zorundayız. Bugüne kadar gösterdiğimiz çabanın çok daha fazlasına ihtiyacımız var. Kendi aramızda, önemsiz farklılıklarımız sebebiyle düşman olmak yerine asıl düşmanları görmemiz gerek. Sonsuza kadar yok olup gitmek istemiyorsak eğer insan ırkı olarak büyük adımlar atmaya başlamamız lazım. Çünkü öyle ya da böyle her birimiz yaşamayı gerçekten çok seviyoruz...

Bir başka yazımda görüşmek dileğiyle sevgilerimle :)


Barış Can Kurt  

7 Şubat 2014 Cuma

Yaşlanma ve Ölümsüzlük (Bölüm 2 - Beslenme)


          Yaşlanma ve Ölümsüzlük (Bölüm 2)

     Bir önceki yazıda yaşlanmaya karşı kullanabileceğimiz hilelerden birisi olan stresten uzak durma konusuna değinmiştik. Fakat elimizde ki tek silah stresten uzak durmak değil. Elimizdeki bir diğer silah oldukça güçlü. Bu silah bizim onu nasıl kullandığımıza bağlı olarak bize çok fazla yararı olabileceği gibi, geri dönülemez zararlara da yol açabilir. Silahımızın adı “beslenme”.

          Fast “Killer” Foods

     Hazır yiyecekler hiç şüphesiz çağımızın en büyük icatlarından birisi. Kendimize sormamız gereken yegane soru ise; “Hazır yiyecekleri yani diğer adıyla fast food gıdaları ne kadar iyi tanıyoruz ?” Bu soruya kesin bir cevap vermek oldukça güç. Çünkü; sadece market raflarındaki bisküvi ve krakerler değil ufak restoranlarda yediğimiz hamburgerler, pizzalar veya marketlerin sağlıklı kısımlarında satılan dondurulmuş yiyecekler. Tüm bunlar hazır yiyecek kategorisinin sadece bir kısmı. Hazır yiyeceklerin sağlığa zararlı olduğu söylemi bir efsane midir ? Yoksa doğruluk payı var mıdır ? Bunu cevaplayabilmek için hazır yiyecek kavramının kökenine inmemiz lazım. İlk olarak abur cubur denilen, market raflarını süsleyen paketli gıdalara bakalım. Bu gıdalara örnek vermek gerekirse: cipsler, bisküviler, krakerler, kekler, çikolatalar, süt ürünleri, sosisler, nugetlar, köfteler... Liste bu şekilde uzayıp gidiyor. Fakat tüm bu yiyecek ve içeceklerin ortak bir noktası var. Bu ortak nokta katkı maddeleri. Katkı maddelerini listeleseydik elimizde 5-6 sayfalık bir liste olurdu. Bu yüzden hepsini tek bir başlık altında değerlendirmek zorundayız. İçlerinden çok azı doğal yollarla elde ediliyor ve zararsız. Fakat büyük bir çoğunluğu zarar teşkil ediyor. O halde kafamızda şu soru oluşmalı. Zararlı olduğu bilinen tüm bu katkı maddelerini neden kullanmaya devam ediyoruz. Aradığımız cevap gözümüzün önünde durmakta. Tıpkı sigara ve alkol gibi katkı maddelerininde zararlı sonuçları uzun vadede gözlenebiliyor. Ve bir maddenin zararlı etkileri uzun vadede ortaya çıkıyorsa dev üretici endüstriler bu konuda çok saldırgan bir tutum sergileyerek, yapılan tüm laboratuvar çalışmalarını halkın gözünde manipüle ederler. Renklendiriciler, koruyucular, tatlandırıcılar, düzenleyiciler ve daha pekçok kimyasal katkı maddesi zararlı olup olmadığına bakılmaksızın yiyeceklerimizin içindeki yerlerini alırlar. Bu zararlı maddelerin uzun süre tüketilmelerinin sonuçları çok kötü olabilir. Bağışıklık sistemimizin zayıflaması, dolaylı olarak kanser olmamız, her yıl evrim geçirerek daha da güçlenen grip virüsünün ve daha pekçok basit hastalığın günün birinde bizim için ölümcül olması gibi birden çok senaryo mevcut. Elbette erken sağlık sorunları yaşamamak ve genç yaşımızda ölmemek bizim için oldukça önemli. Yapabileceklerimiz her ne kadar sınırlı olsa da elimizden geleni yaparak bu maddelerin zararlarından kaçınabiliriz. Paketli ve raf ömrü uzun olan gıdalardan uzak durarak, sağlıklı ve organik ürünleri tercih etmeliyiz. Protein veya karbonhidrat ağırlıklı beslenmek yerine, her gıdayı gerektiği kadar tüketip vücut kitle indeksimizi korumalıyız. Her türlü işlenmiş şekerden uzak durup, yemeklerimize gerektiğinden fazla tuz atmamalıyız. Ayda yılda bir kere tüketmenin sakıncalı olmadığı hazır yiyecekleri bir beslenme alışkanlığı haline getirmediğimiz sürece sağlımızı koruyabiliriz. Sigara ve alkolden kesinlikle uzak durmamızdan bahsetmeye gerek bile yok. Margarin veya tereyağı gibi katı yağlar yerine sıvı yağları özellikle de zeytinyağını tercih etmeliyiz. Ne kadar kaçınsakta dünya üzerinde altı milyardan fazla insan yaşamakta. Bu kadar çok insanı besleyebilmek için genetiği değiştirilmiş organizmalara ihtiyacımız var. Fakat bir besin üzerinde yapılan denetimsiz değişiklik kötü sonuçlar doğurabilir. Mısır her geçen gün yiyecek sanayinde ki yerini arttırmakta. Büyükbaş ve küçükbaş hayvanların, çiftlik balıklarının ana besin maddesi. Dolaylı olarak paketli atıştırmalık gıdaların, et ve süt ürünlerinin temeli. Ne yazık ki GDO (genetiği değiştirilmiş organizma) bizim lehimize çok büyük bir şansken bunu kendi aleyhimize çevirmekteyiz. Her sene düzinelerce kez genetik değişikliğe uğrayan modifiye mısır tohumları uzun vade zararlarına bakılmaksızın piyasaya sürülüyor. Sağlıklı olmak bizim elimizde. Biz nasıl sağlıklı olabileceğimizi bildiğimiz sürece, tüm tehlikeler hafif bir rüzgar gibi etrafımızdan geçip gider. Şimdiden afiyet olsun.


Barış Can Kurt

6 Şubat 2014 Perşembe

Yaşlanma ve Ölümsüzlük (Bölüm 1 - Stres)


               Yaşlanma ve Ölümsüzlük  (Bölüm 1)

          Her insanın korkularından biridir yaşlılık. En az ölmekten korktuğumuz kadar çok korkarız yaşlanmaktan. Yaşlanma dediğimiz mekaniğe daha yakından bakalım. Hayatın her anında olduğu gibi, yaşlanma sürecinde de bazı şanssızlıklar mevcuttur. Bu şanssızlıkların başında atalarımızın bizlere mirası olan genlerimiz gelir. Genetik yapıları uzun yaşamaya yatkın olan kişilerin yüz yaşına kadar yaşama olasılıkları, diğer insanlara göre yirmi kat daha fazladır. Fakat yaşamın her alanında olduğu gibi bu noktada da çeşitli hileler mevcuttur. Bu hilelerin başında stresten uzak bir yaşam gelir.

               Stresten Uzakta

          Günümüzde stres insanlığın en büyük düşmanlarından birisidir. “Düşmanını kendinden daha iyi tanımalısın.” sözünün hakkını vererek stresi daha yakından tanımaya çalışalım. Stres dediğimiz durumu açıklayan çok güzel bir söz vardır. Profesör bir kardiyolog şöyle demişti bir keresinde; “Stres, bir kedinin vahşi bir köpek karşısındaki durumudur.” yani anlayacağınız üzere stres, belli bir nedene verilen otomatik bir tepkidir. Stres, zihnimizi yıprattığı kadar fizyolojimizi de yıpratan bir etmendir. Çeşitli hormonların salınımını arttırarak katabolizmayı arttırmaktadır. Kısacası stres kayaları çakıl taşlarına dönüştüren sert bir akıntı gibidir. Yıpratıcı etkilere sahiptir. İnsan ise diğer canlıların aksine stres ile yaşamaya mahkum olmuş bir canlıdır. Bunun sebebini az önce verdiğim kedi ve köpek örneğinde bulabiliriz. Bu örneğin devamında kedi bir ağacın tepesine veya güvende olabileceği bir bölgeye ulaştığında stresten kurtulur çünkü tehlike geçmiştir. Fakat insan zihninin karmaşık yapısı stresin gün boyu insanın peşini bırakmamasına sebep olur. Otobüse bindiğimizde bile kötü görünümlü insanlardan çekinir, otobüs hızlı gidiyorsa tedirgin olur, şoför yanındaki ile konuşuyorsa yol boyunca kaza mı yapacağız diye düşünerek strese gireriz. Bu düşünceler gün boyu devam eder. Stresi tamamen hayatımızdan çıkaramasakta, mümkün olduğunca azaltıp etkilerini en aza indirebiliriz. Bunun için yapmamız gereken şeyler ise çok basittir. Tehlikenin farkında olalım, önlemimizi alalım ve gerisini oluruna bırakalım. Çünkü bir konuya odaklanıp strese girmemiz o olayın olmasını engellemeyeceği gibi bize zarar da verir. Şimdi stresten uzak bir hayat yaşamaya başlayabilirsiniz. Derin bir nefes alın ve daha huzurlu olmaya çalışın.

Yazının devamı gelecektir. Beş kısımdan oluşmasını planladığım bu yazı dizisini takip etmenizi tavsiye ederim. İyi günler.


     Barış Can Kurt