27 Şubat 2014 Perşembe

YANLIŞ BİLGİLERİN DÜNYASI - KARA DELİKLER


     YANLIŞ BİLGİLERİN DÜNYASI - KARA DELİKLER

     Çoğu kişi tarafından kara deliklerin yanlış anlaşılmasına sebep olan bir hatayı düzeltmek lazım. Kara delikler ile ilgili olarak enerjiyi yok ettikleri konusu bir yanlış anlaşılmadır. Bilindiği gibi karadelikler radyasyon yaymaktadırlar. Ve Stephen Hawking' in öne sürdüğü şekilde kara deliklerin yaydığı radyasyon emdikleri enerji ile (ışık, ısı, radyasyon) orantı göstermektedir. Örnek verecek olursak bir kara delik bir yıldızı içine çektiğinde yaydığı radyasyonda artış görülmektedir. Tüm söylenenler teori bazında olsa da bizim bildiğimiz kara delik kavramı yanlıştır. Çünkü; kara delikler yıllar boyunca fizik tarafından ışığın kaçamadığı yok edici bir oluşum tanımlamasına maruz kalmışlardır. Fakat bu tanım yanlıştır. Işık bir süre koşu bandıydaymışçasına kara delikten kurtulmaya uğraştıktan sonra radyasyon olarak enerjisi kara delikten dışarıya salınır. Hatta  Stephen Hawking bu konuda akla çok iyi yatan bir örnek vermiş. Kara deliklerin bu durumunun tıpkı yağmura benzediğini söylemiş. Hepimizin bildiği üzere buharlaşan sular bulutlarda bir müddet muhafaza edildikten sonra yağmur olarak geri dönüyorlar. Günümüzde yağmuru açıklayamıyor olsaydık (tıpkı kara deliklerin yaydığı tutarsız radyasyon gibi) büyük ihtimalle buharlaşan suların yok olduğunu, yağan yağmurlarında sürekli olarak bulutlardan geldiğini düşünürdük. Kısacası kara delikler ışığı ve diğer enerji biçimlerini yok etmemektedirler. Sadece biçim değiştirmelerine sebep olmaktadırlar. En azından şu an ki teknolojimizle bu kadarını açıklayabiliyoruz.
Kaynakça:  1- http://en.wikipedia.org/wiki/String_theory
                    2- http://news.nationalgeographic.com/news/2014/01/140127-black-hole-stephen-hawking-firewall-space-astronomy/
                    3- http://en.wikipedia.org/wiki/Hawking_radiation

23 Şubat 2014 Pazar

Bilimin Güzel Şarkısı

     3 dakikalık bilim insanlarının sözlerinden derlenmiş harika bir melodi. Dinlemenizi öneririm. Videonun asıl sahibi http://symphonyofscience.com sitesidir. Türkçe altyazı ekleyerek videoyu bizlere ulaştıran Neo FreeSelf isimli youtube kanalına (http://www.youtube.com/user/NeoFreeSelf) teşekkürlerimizi sunuyoruz. Böyle bilim kanallarına çok ihtiyacımız var.

16 Şubat 2014 Pazar

Yaşlanma ve Ölümsüzlük (Bölüm 3 - Nihai Son)


          Yaşlanma ve Ölümsüzlük (Bölüm 3 – Nihai Son)

               Önceki yazılarda stres ve beslenme konularına değindik. Elimden geldiğince bilgi
vermeye çalıştım. Beş bölümden oluşmasını planladığım yazı dizisini üçüncü bölümde sonlandırmak zorundayım. Her ne kadar en önemli konulara değinmiş olduğumu düşünsemde kimse tarafından okunmayan bu yazıları uzatmanın pek bir anlamı yok. Elbette yazıların bir yere gittiği de yok. Kim bilir, belki de zaman içerisinde birçok kişi tarafından okunmuş olan yazılar haline gelirler. O güne kadar bu yazı, konuya ait son yazı olacak. İnsan türü olarak Dünya gezegeninin üyeleriyiz. Evlerimizde, çelik kapıların ve sağlam camların arkasında güvende olduğumuzu düşünmek gibi bir yanılgıya sahibiz. Evren içinde gerçekten güvende miyiz diye sormanın zamanı geldi. Ne kadar yaşayabileceğimizi belirleyen ana etmen gerçekten genlerimiz mi ? Evren bizim için ne ifade etmeli ? Bu sorulara cevap aramanın sırası geldi.

          Dost mu, düşman mı ?

               Bulutsuz bir gece de hiç dikkatli bir şekilde gökyüzüne baktınız mı ? Evrenin nasıl bir yer olduğunu ciddi bir şekilde düşündünüz mü ? Bir örnek ile evrenin devasa büyüklüğünü anlamaya çalışalım. Dünya' yı bir karınca olarak düşünürsek, evreni Dünya olarak düşünmemiz gerekir. Gerçek sayılardan yola çıkacak olursak günümüzde sadece Samanyolu Galaksisi' nde Dünya büyüklüğünde en az 17 milyar gezegen olduğu düşünülüyor. Gözlemlenebilir evrenimizde ise Samanyolu Galaksisi gibi 100 milyardan fazla galaksi olabileceği varsayılmakta. Kendimizi Dünya yerine insan olarak düşündüğümüzde ise ne kadar önemsiz olduğumuzu daha net bir şekilde anlayabiliyoruz. Dünya' nın, Güneş Sistemi üzerinde ki özel konumu sayesinde hayattayız. Fakat bu özel konum bile hayatta kalabilmemiz için yeterli değil. Evren tehlikelerle dolu, devasa bir yer. Gezegenimiz bu tehlikeli okyanusta başıboş bir şekilde gezmekte. En çok güvende olduğumuzu hissettiğimiz anda bile aslında güvende değiliz. Hiçbir zaman olmadık ve büyük ihtimalle hiçbir zaman olmayacağız da. Şu ana kadar çok şanslıydık. Belki de geçen akşam sıcak yatağınızın içinde huzurlu bir şekilde uyurken Dünya' nın yakınından devasa bir kuyruklu yıldız geçmiş olabilir. Eğer o kuyruklu yıldız Dünya' dan milyonlarca kilometre uzaktayken başka bir gezegenin çekim gücünün etkisiyle ufak bir yön değişikliğine uğramış olsaydı Dünya üzerindeki yaşam tam anlamıyla yok olurdu. Olumlu yada olumsuz senaryoların sınırsız olduğunu bu örnekle bile görebiliyoruz. Güneş Sistemi, Samanyolu Galaksisi' nin içerisinde , Samanyolu Galaksisi de evren içerisinde hareket halinde. Olabilecekler gerçekten sınırsız. Bugün, çoğu kötü senaryo karşısında elimiz kolumuz bağlı. Yapabileceklerimiz gerçekten çok sınırlı. Fakat bunu değiştirmek bizim elimizde. Bilim ve teknoloji alanında yeterince ilerleyebilirsek belki de bir fark yaratabiliriz. Hayatlarımızın kontrolünü doğanın akışına bırakmak yerine ellerimizde tutmanın vakti gelmedi mi ? Bu tehlikeli okyanusta süzülen minik gezegenimizin bile bize karşı sayısız tehlikesi mevcut. Hastalıklar, doğal felaketler ve tüm bunların yanında kendi kendimize verdiğimiz zararlar. Pamuk ipliğine bağlı olan yaşamlarımızı korumak ve sahiplenmek istiyorsak çaba göstermek zorundayız. Bugüne kadar gösterdiğimiz çabanın çok daha fazlasına ihtiyacımız var. Kendi aramızda, önemsiz farklılıklarımız sebebiyle düşman olmak yerine asıl düşmanları görmemiz gerek. Sonsuza kadar yok olup gitmek istemiyorsak eğer insan ırkı olarak büyük adımlar atmaya başlamamız lazım. Çünkü öyle ya da böyle her birimiz yaşamayı gerçekten çok seviyoruz...

Bir başka yazımda görüşmek dileğiyle sevgilerimle :)


Barış Can Kurt  

7 Şubat 2014 Cuma

Yaşlanma ve Ölümsüzlük (Bölüm 2 - Beslenme)


          Yaşlanma ve Ölümsüzlük (Bölüm 2)

     Bir önceki yazıda yaşlanmaya karşı kullanabileceğimiz hilelerden birisi olan stresten uzak durma konusuna değinmiştik. Fakat elimizde ki tek silah stresten uzak durmak değil. Elimizdeki bir diğer silah oldukça güçlü. Bu silah bizim onu nasıl kullandığımıza bağlı olarak bize çok fazla yararı olabileceği gibi, geri dönülemez zararlara da yol açabilir. Silahımızın adı “beslenme”.

          Fast “Killer” Foods

     Hazır yiyecekler hiç şüphesiz çağımızın en büyük icatlarından birisi. Kendimize sormamız gereken yegane soru ise; “Hazır yiyecekleri yani diğer adıyla fast food gıdaları ne kadar iyi tanıyoruz ?” Bu soruya kesin bir cevap vermek oldukça güç. Çünkü; sadece market raflarındaki bisküvi ve krakerler değil ufak restoranlarda yediğimiz hamburgerler, pizzalar veya marketlerin sağlıklı kısımlarında satılan dondurulmuş yiyecekler. Tüm bunlar hazır yiyecek kategorisinin sadece bir kısmı. Hazır yiyeceklerin sağlığa zararlı olduğu söylemi bir efsane midir ? Yoksa doğruluk payı var mıdır ? Bunu cevaplayabilmek için hazır yiyecek kavramının kökenine inmemiz lazım. İlk olarak abur cubur denilen, market raflarını süsleyen paketli gıdalara bakalım. Bu gıdalara örnek vermek gerekirse: cipsler, bisküviler, krakerler, kekler, çikolatalar, süt ürünleri, sosisler, nugetlar, köfteler... Liste bu şekilde uzayıp gidiyor. Fakat tüm bu yiyecek ve içeceklerin ortak bir noktası var. Bu ortak nokta katkı maddeleri. Katkı maddelerini listeleseydik elimizde 5-6 sayfalık bir liste olurdu. Bu yüzden hepsini tek bir başlık altında değerlendirmek zorundayız. İçlerinden çok azı doğal yollarla elde ediliyor ve zararsız. Fakat büyük bir çoğunluğu zarar teşkil ediyor. O halde kafamızda şu soru oluşmalı. Zararlı olduğu bilinen tüm bu katkı maddelerini neden kullanmaya devam ediyoruz. Aradığımız cevap gözümüzün önünde durmakta. Tıpkı sigara ve alkol gibi katkı maddelerininde zararlı sonuçları uzun vadede gözlenebiliyor. Ve bir maddenin zararlı etkileri uzun vadede ortaya çıkıyorsa dev üretici endüstriler bu konuda çok saldırgan bir tutum sergileyerek, yapılan tüm laboratuvar çalışmalarını halkın gözünde manipüle ederler. Renklendiriciler, koruyucular, tatlandırıcılar, düzenleyiciler ve daha pekçok kimyasal katkı maddesi zararlı olup olmadığına bakılmaksızın yiyeceklerimizin içindeki yerlerini alırlar. Bu zararlı maddelerin uzun süre tüketilmelerinin sonuçları çok kötü olabilir. Bağışıklık sistemimizin zayıflaması, dolaylı olarak kanser olmamız, her yıl evrim geçirerek daha da güçlenen grip virüsünün ve daha pekçok basit hastalığın günün birinde bizim için ölümcül olması gibi birden çok senaryo mevcut. Elbette erken sağlık sorunları yaşamamak ve genç yaşımızda ölmemek bizim için oldukça önemli. Yapabileceklerimiz her ne kadar sınırlı olsa da elimizden geleni yaparak bu maddelerin zararlarından kaçınabiliriz. Paketli ve raf ömrü uzun olan gıdalardan uzak durarak, sağlıklı ve organik ürünleri tercih etmeliyiz. Protein veya karbonhidrat ağırlıklı beslenmek yerine, her gıdayı gerektiği kadar tüketip vücut kitle indeksimizi korumalıyız. Her türlü işlenmiş şekerden uzak durup, yemeklerimize gerektiğinden fazla tuz atmamalıyız. Ayda yılda bir kere tüketmenin sakıncalı olmadığı hazır yiyecekleri bir beslenme alışkanlığı haline getirmediğimiz sürece sağlımızı koruyabiliriz. Sigara ve alkolden kesinlikle uzak durmamızdan bahsetmeye gerek bile yok. Margarin veya tereyağı gibi katı yağlar yerine sıvı yağları özellikle de zeytinyağını tercih etmeliyiz. Ne kadar kaçınsakta dünya üzerinde altı milyardan fazla insan yaşamakta. Bu kadar çok insanı besleyebilmek için genetiği değiştirilmiş organizmalara ihtiyacımız var. Fakat bir besin üzerinde yapılan denetimsiz değişiklik kötü sonuçlar doğurabilir. Mısır her geçen gün yiyecek sanayinde ki yerini arttırmakta. Büyükbaş ve küçükbaş hayvanların, çiftlik balıklarının ana besin maddesi. Dolaylı olarak paketli atıştırmalık gıdaların, et ve süt ürünlerinin temeli. Ne yazık ki GDO (genetiği değiştirilmiş organizma) bizim lehimize çok büyük bir şansken bunu kendi aleyhimize çevirmekteyiz. Her sene düzinelerce kez genetik değişikliğe uğrayan modifiye mısır tohumları uzun vade zararlarına bakılmaksızın piyasaya sürülüyor. Sağlıklı olmak bizim elimizde. Biz nasıl sağlıklı olabileceğimizi bildiğimiz sürece, tüm tehlikeler hafif bir rüzgar gibi etrafımızdan geçip gider. Şimdiden afiyet olsun.


Barış Can Kurt

6 Şubat 2014 Perşembe

Yaşlanma ve Ölümsüzlük (Bölüm 1 - Stres)


               Yaşlanma ve Ölümsüzlük  (Bölüm 1)

          Her insanın korkularından biridir yaşlılık. En az ölmekten korktuğumuz kadar çok korkarız yaşlanmaktan. Yaşlanma dediğimiz mekaniğe daha yakından bakalım. Hayatın her anında olduğu gibi, yaşlanma sürecinde de bazı şanssızlıklar mevcuttur. Bu şanssızlıkların başında atalarımızın bizlere mirası olan genlerimiz gelir. Genetik yapıları uzun yaşamaya yatkın olan kişilerin yüz yaşına kadar yaşama olasılıkları, diğer insanlara göre yirmi kat daha fazladır. Fakat yaşamın her alanında olduğu gibi bu noktada da çeşitli hileler mevcuttur. Bu hilelerin başında stresten uzak bir yaşam gelir.

               Stresten Uzakta

          Günümüzde stres insanlığın en büyük düşmanlarından birisidir. “Düşmanını kendinden daha iyi tanımalısın.” sözünün hakkını vererek stresi daha yakından tanımaya çalışalım. Stres dediğimiz durumu açıklayan çok güzel bir söz vardır. Profesör bir kardiyolog şöyle demişti bir keresinde; “Stres, bir kedinin vahşi bir köpek karşısındaki durumudur.” yani anlayacağınız üzere stres, belli bir nedene verilen otomatik bir tepkidir. Stres, zihnimizi yıprattığı kadar fizyolojimizi de yıpratan bir etmendir. Çeşitli hormonların salınımını arttırarak katabolizmayı arttırmaktadır. Kısacası stres kayaları çakıl taşlarına dönüştüren sert bir akıntı gibidir. Yıpratıcı etkilere sahiptir. İnsan ise diğer canlıların aksine stres ile yaşamaya mahkum olmuş bir canlıdır. Bunun sebebini az önce verdiğim kedi ve köpek örneğinde bulabiliriz. Bu örneğin devamında kedi bir ağacın tepesine veya güvende olabileceği bir bölgeye ulaştığında stresten kurtulur çünkü tehlike geçmiştir. Fakat insan zihninin karmaşık yapısı stresin gün boyu insanın peşini bırakmamasına sebep olur. Otobüse bindiğimizde bile kötü görünümlü insanlardan çekinir, otobüs hızlı gidiyorsa tedirgin olur, şoför yanındaki ile konuşuyorsa yol boyunca kaza mı yapacağız diye düşünerek strese gireriz. Bu düşünceler gün boyu devam eder. Stresi tamamen hayatımızdan çıkaramasakta, mümkün olduğunca azaltıp etkilerini en aza indirebiliriz. Bunun için yapmamız gereken şeyler ise çok basittir. Tehlikenin farkında olalım, önlemimizi alalım ve gerisini oluruna bırakalım. Çünkü bir konuya odaklanıp strese girmemiz o olayın olmasını engellemeyeceği gibi bize zarar da verir. Şimdi stresten uzak bir hayat yaşamaya başlayabilirsiniz. Derin bir nefes alın ve daha huzurlu olmaya çalışın.

Yazının devamı gelecektir. Beş kısımdan oluşmasını planladığım bu yazı dizisini takip etmenizi tavsiye ederim. İyi günler.


     Barış Can Kurt

Bilim Evreni Hakkında

Sitemiz çok yakında hizmet vermeye başlayacaktır. Bilimi doğru ve eksiksiz şekilde takip etmek istiyorsanız izlemede kalın.