Yaşlanma ve Ölümsüzlük
(Bölüm 3 – Nihai Son)
Önceki yazılarda stres
ve beslenme konularına değindik. Elimden geldiğince bilgi
vermeye çalıştım. Beş bölümden
oluşmasını planladığım yazı dizisini üçüncü bölümde
sonlandırmak zorundayım. Her ne kadar en önemli konulara değinmiş
olduğumu düşünsemde kimse tarafından okunmayan bu yazıları
uzatmanın pek bir anlamı yok. Elbette yazıların bir yere gittiği
de yok. Kim bilir, belki de zaman içerisinde birçok kişi
tarafından okunmuş olan yazılar haline gelirler. O güne kadar bu
yazı, konuya ait son yazı olacak. İnsan türü olarak Dünya
gezegeninin üyeleriyiz. Evlerimizde, çelik kapıların ve
sağlam camların arkasında güvende olduğumuzu düşünmek gibi
bir yanılgıya sahibiz. Evren içinde gerçekten güvende miyiz diye
sormanın zamanı geldi. Ne kadar yaşayabileceğimizi belirleyen ana
etmen gerçekten genlerimiz mi ? Evren bizim için ne ifade etmeli ?
Bu sorulara cevap aramanın sırası geldi.
Dost mu, düşman mı ?
Bulutsuz bir gece de hiç
dikkatli bir şekilde gökyüzüne baktınız mı ? Evrenin nasıl
bir yer olduğunu ciddi bir şekilde düşündünüz mü ? Bir örnek
ile evrenin devasa büyüklüğünü anlamaya çalışalım. Dünya'
yı bir karınca olarak düşünürsek, evreni Dünya olarak
düşünmemiz gerekir. Gerçek sayılardan yola çıkacak olursak
günümüzde sadece Samanyolu Galaksisi' nde Dünya büyüklüğünde
en az 17 milyar gezegen olduğu düşünülüyor. Gözlemlenebilir
evrenimizde ise Samanyolu Galaksisi gibi 100 milyardan fazla galaksi
olabileceği varsayılmakta. Kendimizi Dünya yerine insan olarak
düşündüğümüzde ise ne kadar önemsiz olduğumuzu daha net bir
şekilde anlayabiliyoruz. Dünya' nın, Güneş Sistemi üzerinde ki
özel konumu sayesinde hayattayız. Fakat bu özel konum bile hayatta
kalabilmemiz için yeterli değil. Evren tehlikelerle dolu, devasa
bir yer. Gezegenimiz bu tehlikeli okyanusta başıboş bir şekilde
gezmekte. En çok güvende olduğumuzu hissettiğimiz anda bile
aslında güvende değiliz. Hiçbir zaman olmadık ve büyük
ihtimalle hiçbir zaman olmayacağız da. Şu ana kadar çok
şanslıydık. Belki de geçen akşam sıcak yatağınızın içinde
huzurlu bir şekilde uyurken Dünya' nın yakınından devasa bir
kuyruklu yıldız geçmiş olabilir. Eğer o kuyruklu yıldız Dünya'
dan milyonlarca kilometre uzaktayken başka bir gezegenin çekim
gücünün etkisiyle ufak bir yön değişikliğine uğramış
olsaydı Dünya üzerindeki yaşam tam anlamıyla yok olurdu. Olumlu
yada olumsuz senaryoların sınırsız olduğunu bu örnekle bile
görebiliyoruz. Güneş Sistemi, Samanyolu Galaksisi' nin içerisinde
, Samanyolu Galaksisi de evren içerisinde hareket halinde.
Olabilecekler gerçekten sınırsız. Bugün, çoğu kötü senaryo
karşısında elimiz kolumuz bağlı. Yapabileceklerimiz gerçekten
çok sınırlı. Fakat bunu değiştirmek bizim elimizde. Bilim ve
teknoloji alanında yeterince ilerleyebilirsek belki de bir fark
yaratabiliriz. Hayatlarımızın kontrolünü doğanın akışına
bırakmak yerine ellerimizde tutmanın vakti gelmedi mi ? Bu
tehlikeli okyanusta süzülen minik gezegenimizin bile bize karşı
sayısız tehlikesi mevcut. Hastalıklar, doğal felaketler ve tüm
bunların yanında kendi kendimize verdiğimiz zararlar. Pamuk
ipliğine bağlı olan yaşamlarımızı korumak ve sahiplenmek
istiyorsak çaba göstermek zorundayız. Bugüne kadar gösterdiğimiz
çabanın çok daha fazlasına ihtiyacımız var. Kendi aramızda,
önemsiz farklılıklarımız sebebiyle düşman olmak yerine asıl
düşmanları görmemiz gerek. Sonsuza kadar yok olup gitmek
istemiyorsak eğer insan ırkı olarak büyük adımlar atmaya
başlamamız lazım. Çünkü öyle ya da böyle her birimiz yaşamayı
gerçekten çok seviyoruz...
Bir başka yazımda görüşmek
dileğiyle sevgilerimle :)
Barış Can Kurt

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder