16 Şubat 2014 Pazar

Yaşlanma ve Ölümsüzlük (Bölüm 3 - Nihai Son)


          Yaşlanma ve Ölümsüzlük (Bölüm 3 – Nihai Son)

               Önceki yazılarda stres ve beslenme konularına değindik. Elimden geldiğince bilgi
vermeye çalıştım. Beş bölümden oluşmasını planladığım yazı dizisini üçüncü bölümde sonlandırmak zorundayım. Her ne kadar en önemli konulara değinmiş olduğumu düşünsemde kimse tarafından okunmayan bu yazıları uzatmanın pek bir anlamı yok. Elbette yazıların bir yere gittiği de yok. Kim bilir, belki de zaman içerisinde birçok kişi tarafından okunmuş olan yazılar haline gelirler. O güne kadar bu yazı, konuya ait son yazı olacak. İnsan türü olarak Dünya gezegeninin üyeleriyiz. Evlerimizde, çelik kapıların ve sağlam camların arkasında güvende olduğumuzu düşünmek gibi bir yanılgıya sahibiz. Evren içinde gerçekten güvende miyiz diye sormanın zamanı geldi. Ne kadar yaşayabileceğimizi belirleyen ana etmen gerçekten genlerimiz mi ? Evren bizim için ne ifade etmeli ? Bu sorulara cevap aramanın sırası geldi.

          Dost mu, düşman mı ?

               Bulutsuz bir gece de hiç dikkatli bir şekilde gökyüzüne baktınız mı ? Evrenin nasıl bir yer olduğunu ciddi bir şekilde düşündünüz mü ? Bir örnek ile evrenin devasa büyüklüğünü anlamaya çalışalım. Dünya' yı bir karınca olarak düşünürsek, evreni Dünya olarak düşünmemiz gerekir. Gerçek sayılardan yola çıkacak olursak günümüzde sadece Samanyolu Galaksisi' nde Dünya büyüklüğünde en az 17 milyar gezegen olduğu düşünülüyor. Gözlemlenebilir evrenimizde ise Samanyolu Galaksisi gibi 100 milyardan fazla galaksi olabileceği varsayılmakta. Kendimizi Dünya yerine insan olarak düşündüğümüzde ise ne kadar önemsiz olduğumuzu daha net bir şekilde anlayabiliyoruz. Dünya' nın, Güneş Sistemi üzerinde ki özel konumu sayesinde hayattayız. Fakat bu özel konum bile hayatta kalabilmemiz için yeterli değil. Evren tehlikelerle dolu, devasa bir yer. Gezegenimiz bu tehlikeli okyanusta başıboş bir şekilde gezmekte. En çok güvende olduğumuzu hissettiğimiz anda bile aslında güvende değiliz. Hiçbir zaman olmadık ve büyük ihtimalle hiçbir zaman olmayacağız da. Şu ana kadar çok şanslıydık. Belki de geçen akşam sıcak yatağınızın içinde huzurlu bir şekilde uyurken Dünya' nın yakınından devasa bir kuyruklu yıldız geçmiş olabilir. Eğer o kuyruklu yıldız Dünya' dan milyonlarca kilometre uzaktayken başka bir gezegenin çekim gücünün etkisiyle ufak bir yön değişikliğine uğramış olsaydı Dünya üzerindeki yaşam tam anlamıyla yok olurdu. Olumlu yada olumsuz senaryoların sınırsız olduğunu bu örnekle bile görebiliyoruz. Güneş Sistemi, Samanyolu Galaksisi' nin içerisinde , Samanyolu Galaksisi de evren içerisinde hareket halinde. Olabilecekler gerçekten sınırsız. Bugün, çoğu kötü senaryo karşısında elimiz kolumuz bağlı. Yapabileceklerimiz gerçekten çok sınırlı. Fakat bunu değiştirmek bizim elimizde. Bilim ve teknoloji alanında yeterince ilerleyebilirsek belki de bir fark yaratabiliriz. Hayatlarımızın kontrolünü doğanın akışına bırakmak yerine ellerimizde tutmanın vakti gelmedi mi ? Bu tehlikeli okyanusta süzülen minik gezegenimizin bile bize karşı sayısız tehlikesi mevcut. Hastalıklar, doğal felaketler ve tüm bunların yanında kendi kendimize verdiğimiz zararlar. Pamuk ipliğine bağlı olan yaşamlarımızı korumak ve sahiplenmek istiyorsak çaba göstermek zorundayız. Bugüne kadar gösterdiğimiz çabanın çok daha fazlasına ihtiyacımız var. Kendi aramızda, önemsiz farklılıklarımız sebebiyle düşman olmak yerine asıl düşmanları görmemiz gerek. Sonsuza kadar yok olup gitmek istemiyorsak eğer insan ırkı olarak büyük adımlar atmaya başlamamız lazım. Çünkü öyle ya da böyle her birimiz yaşamayı gerçekten çok seviyoruz...

Bir başka yazımda görüşmek dileğiyle sevgilerimle :)


Barış Can Kurt  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder