7 Şubat 2014 Cuma

Yaşlanma ve Ölümsüzlük (Bölüm 2 - Beslenme)


          Yaşlanma ve Ölümsüzlük (Bölüm 2)

     Bir önceki yazıda yaşlanmaya karşı kullanabileceğimiz hilelerden birisi olan stresten uzak durma konusuna değinmiştik. Fakat elimizde ki tek silah stresten uzak durmak değil. Elimizdeki bir diğer silah oldukça güçlü. Bu silah bizim onu nasıl kullandığımıza bağlı olarak bize çok fazla yararı olabileceği gibi, geri dönülemez zararlara da yol açabilir. Silahımızın adı “beslenme”.

          Fast “Killer” Foods

     Hazır yiyecekler hiç şüphesiz çağımızın en büyük icatlarından birisi. Kendimize sormamız gereken yegane soru ise; “Hazır yiyecekleri yani diğer adıyla fast food gıdaları ne kadar iyi tanıyoruz ?” Bu soruya kesin bir cevap vermek oldukça güç. Çünkü; sadece market raflarındaki bisküvi ve krakerler değil ufak restoranlarda yediğimiz hamburgerler, pizzalar veya marketlerin sağlıklı kısımlarında satılan dondurulmuş yiyecekler. Tüm bunlar hazır yiyecek kategorisinin sadece bir kısmı. Hazır yiyeceklerin sağlığa zararlı olduğu söylemi bir efsane midir ? Yoksa doğruluk payı var mıdır ? Bunu cevaplayabilmek için hazır yiyecek kavramının kökenine inmemiz lazım. İlk olarak abur cubur denilen, market raflarını süsleyen paketli gıdalara bakalım. Bu gıdalara örnek vermek gerekirse: cipsler, bisküviler, krakerler, kekler, çikolatalar, süt ürünleri, sosisler, nugetlar, köfteler... Liste bu şekilde uzayıp gidiyor. Fakat tüm bu yiyecek ve içeceklerin ortak bir noktası var. Bu ortak nokta katkı maddeleri. Katkı maddelerini listeleseydik elimizde 5-6 sayfalık bir liste olurdu. Bu yüzden hepsini tek bir başlık altında değerlendirmek zorundayız. İçlerinden çok azı doğal yollarla elde ediliyor ve zararsız. Fakat büyük bir çoğunluğu zarar teşkil ediyor. O halde kafamızda şu soru oluşmalı. Zararlı olduğu bilinen tüm bu katkı maddelerini neden kullanmaya devam ediyoruz. Aradığımız cevap gözümüzün önünde durmakta. Tıpkı sigara ve alkol gibi katkı maddelerininde zararlı sonuçları uzun vadede gözlenebiliyor. Ve bir maddenin zararlı etkileri uzun vadede ortaya çıkıyorsa dev üretici endüstriler bu konuda çok saldırgan bir tutum sergileyerek, yapılan tüm laboratuvar çalışmalarını halkın gözünde manipüle ederler. Renklendiriciler, koruyucular, tatlandırıcılar, düzenleyiciler ve daha pekçok kimyasal katkı maddesi zararlı olup olmadığına bakılmaksızın yiyeceklerimizin içindeki yerlerini alırlar. Bu zararlı maddelerin uzun süre tüketilmelerinin sonuçları çok kötü olabilir. Bağışıklık sistemimizin zayıflaması, dolaylı olarak kanser olmamız, her yıl evrim geçirerek daha da güçlenen grip virüsünün ve daha pekçok basit hastalığın günün birinde bizim için ölümcül olması gibi birden çok senaryo mevcut. Elbette erken sağlık sorunları yaşamamak ve genç yaşımızda ölmemek bizim için oldukça önemli. Yapabileceklerimiz her ne kadar sınırlı olsa da elimizden geleni yaparak bu maddelerin zararlarından kaçınabiliriz. Paketli ve raf ömrü uzun olan gıdalardan uzak durarak, sağlıklı ve organik ürünleri tercih etmeliyiz. Protein veya karbonhidrat ağırlıklı beslenmek yerine, her gıdayı gerektiği kadar tüketip vücut kitle indeksimizi korumalıyız. Her türlü işlenmiş şekerden uzak durup, yemeklerimize gerektiğinden fazla tuz atmamalıyız. Ayda yılda bir kere tüketmenin sakıncalı olmadığı hazır yiyecekleri bir beslenme alışkanlığı haline getirmediğimiz sürece sağlımızı koruyabiliriz. Sigara ve alkolden kesinlikle uzak durmamızdan bahsetmeye gerek bile yok. Margarin veya tereyağı gibi katı yağlar yerine sıvı yağları özellikle de zeytinyağını tercih etmeliyiz. Ne kadar kaçınsakta dünya üzerinde altı milyardan fazla insan yaşamakta. Bu kadar çok insanı besleyebilmek için genetiği değiştirilmiş organizmalara ihtiyacımız var. Fakat bir besin üzerinde yapılan denetimsiz değişiklik kötü sonuçlar doğurabilir. Mısır her geçen gün yiyecek sanayinde ki yerini arttırmakta. Büyükbaş ve küçükbaş hayvanların, çiftlik balıklarının ana besin maddesi. Dolaylı olarak paketli atıştırmalık gıdaların, et ve süt ürünlerinin temeli. Ne yazık ki GDO (genetiği değiştirilmiş organizma) bizim lehimize çok büyük bir şansken bunu kendi aleyhimize çevirmekteyiz. Her sene düzinelerce kez genetik değişikliğe uğrayan modifiye mısır tohumları uzun vade zararlarına bakılmaksızın piyasaya sürülüyor. Sağlıklı olmak bizim elimizde. Biz nasıl sağlıklı olabileceğimizi bildiğimiz sürece, tüm tehlikeler hafif bir rüzgar gibi etrafımızdan geçip gider. Şimdiden afiyet olsun.


Barış Can Kurt

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder