Yaşlanma ve Ölümsüzlük
(Bölüm 2)
Bir önceki yazıda
yaşlanmaya karşı kullanabileceğimiz hilelerden birisi olan
stresten uzak durma konusuna değinmiştik. Fakat elimizde ki tek
silah stresten uzak durmak değil. Elimizdeki bir diğer silah
oldukça güçlü. Bu silah bizim onu nasıl kullandığımıza bağlı
olarak bize çok fazla yararı olabileceği gibi, geri dönülemez
zararlara da yol açabilir. Silahımızın adı “beslenme”.
Fast “Killer” Foods
Hazır yiyecekler hiç
şüphesiz çağımızın en büyük icatlarından birisi. Kendimize
sormamız gereken yegane soru ise; “Hazır yiyecekleri yani diğer
adıyla fast food gıdaları ne kadar iyi tanıyoruz ?” Bu soruya
kesin bir cevap vermek oldukça güç. Çünkü; sadece market
raflarındaki bisküvi ve krakerler değil ufak restoranlarda
yediğimiz hamburgerler, pizzalar veya marketlerin sağlıklı
kısımlarında satılan dondurulmuş yiyecekler. Tüm bunlar hazır
yiyecek kategorisinin sadece bir kısmı. Hazır yiyeceklerin sağlığa
zararlı olduğu söylemi bir efsane midir ? Yoksa doğruluk payı
var mıdır ? Bunu cevaplayabilmek için hazır yiyecek kavramının
kökenine inmemiz lazım. İlk olarak abur cubur denilen, market
raflarını süsleyen paketli gıdalara bakalım. Bu gıdalara örnek
vermek gerekirse: cipsler, bisküviler, krakerler, kekler,
çikolatalar, süt ürünleri, sosisler, nugetlar, köfteler... Liste
bu şekilde uzayıp gidiyor. Fakat tüm bu yiyecek ve içeceklerin
ortak bir noktası var. Bu ortak nokta katkı maddeleri. Katkı
maddelerini listeleseydik elimizde 5-6 sayfalık bir liste olurdu. Bu
yüzden hepsini tek bir başlık altında değerlendirmek zorundayız.
İçlerinden çok azı doğal yollarla elde ediliyor ve zararsız.
Fakat büyük bir çoğunluğu zarar teşkil ediyor. O halde
kafamızda şu soru oluşmalı. Zararlı olduğu bilinen tüm bu
katkı maddelerini neden kullanmaya devam ediyoruz. Aradığımız
cevap gözümüzün önünde durmakta. Tıpkı sigara ve alkol gibi
katkı maddelerininde zararlı sonuçları uzun vadede
gözlenebiliyor. Ve bir maddenin zararlı etkileri uzun vadede ortaya
çıkıyorsa dev üretici endüstriler bu konuda çok saldırgan bir
tutum sergileyerek, yapılan tüm laboratuvar çalışmalarını
halkın gözünde manipüle ederler. Renklendiriciler, koruyucular,
tatlandırıcılar, düzenleyiciler ve daha pekçok kimyasal katkı
maddesi zararlı olup olmadığına bakılmaksızın yiyeceklerimizin
içindeki yerlerini alırlar. Bu zararlı maddelerin uzun süre
tüketilmelerinin sonuçları çok kötü olabilir. Bağışıklık
sistemimizin zayıflaması, dolaylı olarak kanser olmamız, her yıl
evrim geçirerek daha da güçlenen grip virüsünün ve daha pekçok
basit hastalığın günün birinde bizim için ölümcül olması
gibi birden çok senaryo mevcut. Elbette erken sağlık sorunları
yaşamamak ve genç yaşımızda ölmemek bizim için oldukça
önemli. Yapabileceklerimiz her ne kadar sınırlı olsa da elimizden
geleni yaparak bu maddelerin zararlarından kaçınabiliriz. Paketli
ve raf ömrü uzun olan gıdalardan uzak durarak, sağlıklı ve
organik ürünleri tercih etmeliyiz. Protein veya karbonhidrat
ağırlıklı beslenmek yerine, her gıdayı gerektiği kadar tüketip
vücut kitle indeksimizi korumalıyız. Her türlü işlenmiş
şekerden uzak durup, yemeklerimize gerektiğinden fazla tuz
atmamalıyız. Ayda yılda bir kere tüketmenin sakıncalı olmadığı
hazır yiyecekleri bir beslenme alışkanlığı haline
getirmediğimiz sürece sağlımızı koruyabiliriz. Sigara ve
alkolden kesinlikle uzak durmamızdan bahsetmeye gerek bile yok.
Margarin veya tereyağı gibi katı yağlar yerine sıvı yağları
özellikle de zeytinyağını tercih etmeliyiz. Ne kadar kaçınsakta
dünya üzerinde altı milyardan fazla insan yaşamakta. Bu kadar çok
insanı besleyebilmek için genetiği değiştirilmiş organizmalara
ihtiyacımız var. Fakat bir besin üzerinde yapılan denetimsiz
değişiklik kötü sonuçlar doğurabilir. Mısır her geçen gün
yiyecek sanayinde ki yerini arttırmakta. Büyükbaş ve küçükbaş
hayvanların, çiftlik balıklarının ana besin maddesi. Dolaylı
olarak paketli atıştırmalık gıdaların, et ve süt ürünlerinin
temeli. Ne yazık ki GDO (genetiği değiştirilmiş organizma) bizim
lehimize çok büyük bir şansken bunu kendi aleyhimize
çevirmekteyiz. Her sene düzinelerce kez genetik değişikliğe
uğrayan modifiye mısır tohumları uzun vade zararlarına
bakılmaksızın piyasaya sürülüyor. Sağlıklı olmak bizim
elimizde. Biz nasıl sağlıklı olabileceğimizi bildiğimiz sürece,
tüm tehlikeler hafif bir rüzgar gibi etrafımızdan geçip gider.
Şimdiden afiyet olsun.
Barış Can Kurt

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder